|
Alev bacayı sarmadan! (AKSİYON DERGİSİ Sayı: 774 / Tarih : 05-10-2009) |
|||||
Türkiye, yaşanan son sel felaketlerinin ardından ‘geliyorum’ diyen
başka bir tehlikenin eşiğinde:
Uyuşturucu…
Millet olarak kötü hasletlerimizden biri yumurta kapıya dayanmadan harekete geçmemek.
Muhtemel risk ve tehditleri felakete dönüşmeden ciddiye almıyoruz. Yakın zamanda
yaşadığımız sel buna en iyi örneklerden. Hepimiz, yatağını mesken tuttuğumuz, akışına
müdahale ettiğimiz derelerin bir gün başımıza iş açacağını biliyorduk. Ancak bilgiyi çare
ve tedbire dönüştüremediğimiz için yine hazırlıksız yakalandık. Türkiye ‘geliyorum’
diyen başka bir felaketin eşiğinde: Uyuşturucu… Gazete manşetlerini üç beş gün işgal
eden genç ölüler bile yeterince ikaz edici olamıyor. Yeni bir drama kadar uykumuza
kaldığımız yerden devam ediyoruz. Vurdumduymazlığımızın sebebi kendimizi ve
çocuklarımızı tehdit altında görmeyişimiz. Hâlbuki veriler çemberin gittikçe daraldığını
gösteriyor. Uyuşturucuya giden yolun kaldırım taşları olan sigara normal kabul ediliyor;
içki görmezden geliniyor. Uyuşturucu ise evlerden uzak bir gulyabani zannediliyor. Siz,
son kurbanın ailesinin ağıtlarına eşlik ederken, çocuğunuz arkadaşının uzattığı maddeyi
‘bir seferliğine’ deniyor olabilir. Uzmanlar bağımlıların çoğunlukla ‘meraklı denemecilerden’
oluştuğuna dikkat çekiyor.
Kapak dosyamızda uzak sandığımız yakın tehlikeye dikkat çekmek istiyoruz. Madde
bağımlılığıyla ilgili istatistikler tabiatıyla çok sağlıklı değil. Çoğunlukla felaketin eşiğine
gelmiş olanlar ve eşiği çoktan geçmişler kayıtlara giriyor. Henüz yolun başındakileri
ölçümlemek neredeyse imkânsız. Ancak mevcut veriler bile tehlikenin kartopu gibi
büyüyerek üzerimize geldiğini gösteriyor. Resmî raporlara göre 2007 yılında 51 kişi
madde kullanımına bağlı sebeplerden ölürken, bu rakam 2008’de 147’ye yükselmiş.
2009’da madde bağımlılığına bağlı ölümlerin sayısı yılın son üç ayı hariç 160.
Rakamlara yansıyan artış hızının kullanıma başlama ve bağımlılık kertesine ulaşma
konusunda da yaşandığını kabul etmek aslında iyimser bir tahmin. Uyuşturucuya
bağlı suçlardan dolayı cezaevlerinde bulunanların sayısı da fikir verici bilgilerden.
Son 9 yıl içinde yaklaşık dört katlık artış söz konusu. 2007 ile 2008 arasındaki
fark yüzde 50 civarında: 10.533’ten 15.447’ye yükselmiş. Sadece rakamların
büyümesi değil, artış hızı da ürkütücü boyutlarda.
Kendimizle ilgili ihmalkârlıklarımız, çocuklarımız mevzubahis olduğunda yerini
sorumluluğa bırakıyor. Yeter ki tehlikeyi fark edebilelim. Sorumluluk duygusunun,
çocukları canından bezdiren gereksiz paniğe dönüşmemesi de uzmanların önemli
ikazlarından. Kaş yapayım derken göz de çıkarmamalıyız.
