Performans Ödevi | Ücretsiz, üyeliksiz

25 Eylül 2009

Mümtazer Türköne Diyor Ki:

Kategori: TENEFÜS — admin @ 10:45

SINAV MI, EĞİTİM Mİ?-MÜMTAZER TÜRKÖNE

m.turkone@zaman.com.tr

Yedi yaşındaki oğlum, dün sıraya oturduğu zaman önce çevresini

dikkatle taradı. Sınıfın kapısına kadar elimi her zamankinden daha

sıkı tutmuştu.

Çok heyecanlıydı. Çevresinde kendi akranlarını ve onların yüzlerine

yansıyan heyecanı görünce rahatladı. Bana “bununla da baş edebilirim”

der gibi kolay dağılacak gibi duran bir özgüvenle baktı ve “sen artık git”

dedi. Ben de heyecanımı içime bastırıp, koruma içgüdülerimi frenleyip

onu tek başına o koskoca okulda yalnız başına bıraktım. Gözüm hep

ilk defa okula başlayanlarda. O küçük, yumuk yumuk ellerin içine

ucu ilk defa açılmış bir kurşunkalemi yerleştirdiğiniz zaman yazılanlar

ancak yandan görünüyor. Okuma yazma, aritmetik derken yaklaşık

16 senelik uzun bir maratonun sonunda hayat tepeden, en yüksekten

görünmeye başlıyor. Yeni başlayanlar neyle karşı karşıya olduklarını

bilmiyor. Asgari 16 yılı tamamlayanlar, iş bulma telaşı içinde üzerinden

geçen silindirin izleriyle ilgilenmiyor. Ya biz? Çocuklarımızın neyle karşı

karşıya olduklarını biliyor muyuz?

Neyi ölçüyoruz?

2006 yılında toplanan son Millî Eğitim Şûrası’nda alınan -ve her şûrada

tekrarlanan- en kritik karar diğerleri arasında kaybolmuş gibi duruyor:

“Ölçme ve değerlendirme öğrencilerin öğrenme eksiklerinin saptanması,

öğrenme başarılarının artırılması ve öğrenim hizmetinin geliştirilmesi

amacıyla kullanılmalıdır.” Profesyonel eğitimcilerin

“ölçme-değerlendirme” dediği şeye bizler “sınav” diyoruz.

Yukarıdaki temenni cümlesi sınavın, “öğrencinin eksikliklerini

belirlemek”, “başarıyı artırmak” ve “öğretmeyi geliştirmek” amacıyla

kullanılması gereken bir araç olduğunu anlatıyor. Dile getirdiği

temenniden, bu aracın sıralanan bu amaçlar dışında kullanıldığını

anlıyoruz. Eğitim sistemimizin gerçek durumunu yansıtan bir hükme

ulaşıyoruz: Eğitim yerine sınav yapıyoruz.

Çocuklarımızı okula eğitim almaya değil, sınav olmaya gönderiyoruz.

En başta çoktan seçmeli test türü olmak üzere sınavlar bir ölçme

değerlendirme aracı olmaktan çıkıyor, okul duvarlarının içinden

dershanelere uzanan eğitim-öğretim faaliyetinin temel amacı haline

geliyor. Şu soruyu sorabilirsiniz: “Olsun, hiç olmazsa bu sınavlarda

sorulacak sorular üzerine bir eğitim almıyorlar mı?” Bu soruya başka

bir soruyla karşılık vermek gerekiyor: “Bu soruları öğrenmek eğitim

almak mı?”

Sorun bugüne özgü olmadığı için, yaşı kemale ermiş olanların bile

kendi hayat tecrübelerine, özellikle eğitim geçmişlerine bakarak bu

soruya cevap vermeleri mümkün. Mesela, “Müzik veya resim dersi

ne işe yarar?” diye soralım. Özellikle devlet okullarında onca yıl müzik

dersine girenlerin akıllarında kalan nedir? Veya müzik eğitimi almış

müzik öğretmenlerinden öğrendikleri ne var? Çevremde aksi bir

örneğe rastlamadığım için kendi tecrübemi aktarıyorum: “Müzikten

nefret etmek”. Müzik öğretmenlerinin zihnimizde bıraktığı kötü tadı

unutmak için çok uzun yıllar gerekiyor. Aynı şey resim sanatı için de

geçerli. Peki neden? Çünkü bu derslerde bir zevkin aşılanması,

özellikle sanatın sevdirilmesi lâzım. Okul ise sadece ölçülecek ve

değerlendirilecek, yani sınavda sorulabilecek bilgilere endeksli.

Neden yabancı dil öğrenemiyoruz?

Türkiye’de yabancı dilde eğitimin herkesin birbirini kandırdığı bir

yalan olduğu, YÖK’ün yabancı dille eğitime kriterler getirme kararıyla

ortaya çıktı. Müfredatın % 30′undan azının yabancı dille okutulduğu

üniversiteler, “yabancı dille eğitim veren üniversite” kategorisinden

çıkarılınca geride neredeyse bu nitelikte üniversite kalmadı.

İlk mektebin ilk yıllarında başlayıp üniversite yıllarının sonuna kadar

uzanan, çoğu zaman bir yıllık hazırlık sınıflarına konu olan yoğun bir

yabancı dil müfredatımız var. Nereden baksanız hayatımızın en az

bir-iki bin saati yabancı dil öğrenmekle geçiyor. Öğrenebiliyor

muyuz? Hayır. Peki neden? Sınav sistemi yüzünden. Özellikle

test soruları ile ölçülebilir bir yabancı dil bilgisini aktarmak, yabancı

dil öğretmek anlamına gelmiyor. Hepimizin gözleyebileceği pedagojik

esas şu. Test usulü sınava uygun yabancı dil eğitimi için bol bol gramer

öğretirsiniz. Yabancı dilde dinlediğini anlama, okuma, konuşma ve

yazma yeteneği için bol bol temrin yaparsınız. Somut karşılığı ise

kamunun yaptığı yabancı dil sınavı ile dünya ölçeğindeki yabancı dil

sınavlarının karşılaştırmasında var. Devlet, Kamu Personeli Dil Sınavı

adıyla bir sınav yapıyor. Bu sınavdan geçerli not almak amacıyla verilen

özel kurslar var. Tek bir cümle yazmayı veya konuşmayı bilmeden bu

sınavdan geçerli not almak mümkün. Amerikalıların veya İngilizlerin

yaptığı TOEFL veya ILTS sınavlarında ise genel olarak dört ayrı

alanda ölçme değerlendirme yapılıyor. Bu sınavlardan geçer not

alanlar ise İngilizceyi gerçekten konuşuyor ve yazıyor.

Eğitim sisteminin efendisi sınav olunca, öğretmenler de bu sınavları

memuru haline geliyor. Birkaç sene içinde müfredat ile sınırlı bir

meslek bilgisi ile yetinmeye alışan öğretmenler, akademik

yeteneklerini de kaybediyor. Bütün branş hocalarını, bugün

kendi branşlarından “sınav”a tabi tutsak, acaba fakültede

edindikleri bilgilerden ne kadarına hakimdirler?

Eğitim yapıyor muyuz?

Bahçe duvarlarının arkasında korunaklı görünen okul binalarında

toplamı sıfıra yakın bir iş yapılıyor. Kronometreyi kurup süratle

soru çözmek eğitim değil. Cevap şıklarını tek tek test ederek

doğru sonuca, hiçbir bilgiye sahip olmadan salt mantıkla ulaşmak

mümkün. Test sorusu çözme stratejileri üzerine uzmanlaşmak ile

bir mesleğe hazırlanmak arasında bir bağlantı kurmak çok zor

Bütün bu testlerin üzerinde yükselen dershane binaları da öyle.

Çoktan seçmeli test sorusuna dönüşemeyecek nitelikte olduğu

için öğrenmekten ve öğretmekten vazgeçtiğimiz bilgiler, gerçekte

mutlaka bilmemiz gerekenlerin acaba ne kadarı?

Bir beytin kime ait olduğu sorusu teste uygun olmadığı için, gençlerin

ezberinde bir mısra şiir bile yok. Şiirin ritmini hissetmemiş biri dilini

kullanamaz. Hayata hazırlık mahiyetinde hayatî bilgilerin çoğu

eğitim sisteminin dışında. Ölmek üzere olan birine ilkyardımın

nasıl yapılacağını öğretmenlerimiz de bilmiyor.

Eğitim yapmıyoruz. Mıntıka temizliği yaptırıyoruz. Gençlere ot

yolduruyoruz. Şûra kararları gibi, Millî Eğitim Bakanlığı’nın 2010

sonrasını hedef alan strateji dokümanı gibi aklı başındaki

belgelerin hepsinde sınav sisteminin radikal bir şekilde değişmesi

gerektiği vurgulanıyor. OKS’nın kaldırılması yerine “yöneltme”nin

konulması, bunun için de sağlam ve adil bir ölçme değerlendirme

altyapısına sahip olunması lâzım. Ortaöğretim Başarı Puanı’nın

yaygın suistimali, bu alternatifin henüz çok ham olduğunu

gösteriyor. Bugün milyonlarca çocuk okula başladı. Büyük

şehirlerin trafiği altüst oldu. Hayatını bu sektörden kazanan on

binlerce öğretmen görev başı yaptı. Her türlü fedakârlığa

katlanan anne-babalar çocukları yerine heyecanlandı.

Peki ne için?

(25 Eylül 2009, Cuma-www.zaman.com.tr)

Yorum yapılmamış »

Henüz yorum yapılmamış.

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. Geri İzleme URL'si.

Yorum yapın

WordPress'in desteğiyle.