Kemençe
Kemençe, Güneydoğu Karadeniz bölgesinde yaygın olan ve rebap, keman
türü yaylı çalgılarla akraba olduğu sanılan, bir yay yardımıyla çalınan üç telli
geleneksel halk çalgısının adı olup, klasik kemençe ile karıştırılmasını önlemek
amacıyla Karadeniz kemençesi ya da Laz kemençesi olarak da adlandırılmaktadır.
Tarihçe :
Kemençe, diz üzerinde çalınan ve kemana benzeyen, üç telli küçük yaylı saz.
Biri Osmanlı Müziğinde, diğeri Karadeniz yöresi halk müziğinde kullanılan
iki ayrı yaylı çalgının ortak adıdır. Bunlardan ilki için yirminci yüzyılın
ortalarına kadar kullanılan “armudî kemençe”, “fasıl kemençesi” gibi adlar,
artık yerini “klasik kemençe” adına bırakmış gibi görünmektedir. Bir halk
çalgısı olan ikincisi ise, “Karadeniz kemençesi” olarak anılır. Dut, kiraz
veya ardıç ağacından yapılır. Eskiden gül ve sarmaşıktan da yapılırdı.
Türklerin çaldıkları yaylı saza “iklıg” demişlerdir. İklıg, okla çalınan saz
demektir. Kemençe, bugün Doğu Karadeniz yöresinden başka yerlerde
kullanılmaz. Karadeniz kemençesinin ne zaman ve nereden geldiği kesin
olarak belli değildir. On yedinci yüzyılın sonlarında Avrupa’da dans
oyununu öğretenlerin elinde “poşet” dedikleri cep kemençeleri
görülmüştür. Evliya Çelebi bu yüzyılda Eyüp semtindeki oyuncakçıların
sattıkları oyuncak kemençelerden bahseder. Kemençenin azerbaycan
üzerinden Doğu Karadeniz bölgesine geldiği tahmin edilmektedir.
Bugün Doğu Karadeniz ve Ege yörelerimizde “Iklıkçı köyü” adında
yerleşme merkezlerimiz vardır.
Kemençe, Doğu Karadeniz’in kendi folkloruna uyan çalgı olmakla
birlikte en çok Giresun’un Görele kazasında yapılmakta, ayrıca
kemençeci de yetişmektedir. Kemençe, dize ve kucağa dayamak
veya dikine tutmak suretiyle çalınan zor bir çalgıdır. Çevrenin oyununa
ve türkülerine uymak veya kendine uydurmak için çok seri parmak ve
kol hareketi ister.
Bugün klasik musikide çalınan kemençe yegah (re), rast (sol) ve neva
(re) şeklinde üç tellidir.
“Klasik kemençe”, 40-41 cm boyunda, 14-15 cm genişliğinde küçük
bir çalgıdır. Yarım armudu andıran gövdesi, elips biçimindeki burguluğu
“kafa” ve sapı “boyun” tek bir ağaç parçasından yontularak ve oyularak
yapılır. Göğsünde, yuvarlak kenarları dışarda kalmak üzere D biçiminde
iki iri delik bulunur. Çalgının arka tarafında bir “sırt oluğu” vardır.
Çalınırken kuyruk takozu sol dize, burguları göğse yaslanarak düşey
konumda tutulan ya da iki diz arasına konan kemençenin telleri, tuştan
7-10 mm yüksektedir. Çünkü sesler, telli çalgıların çoğunda olduğu
gibi tellerin üstüne parmak uçlarıyla basılarak değil, teller tırnakla
yandan hafifçe itilerek elde edilir.
“Karadeniz kemençesi”nin burguluğu, boynu ve gövdesi de tek bir
ağaç parçasından yontularak ve oyularak yapılır. Ama biçimi bütünüyle
farklıdır. Diğer bütün halk çalgıları gibi, “Karadeniz kemençesi”nin de
standart ölçülerinden söz etmek güçtür. Ama günümüzde, uzmanların
ve profesyonel yorumcuların kullandığı “kemençe”ler genellikle 56 cm
uzunluğundadır. Kenarları dik ve sırtı düz olan gövde çoğunlukla erik
veya ardıç ağacından yapılır. Köknar veya ladinden yapılan göğüs
oldukça incedir. Tellerin eşikle iletilen basıncına dayanabilmesi için
göğüs bölümüne, boylamasına bir çıkıntı yapılarak kubbe şeklinde
form verilir. Burgular, oldukça küçük olup, burguluğa ön taraftan girer.
Teller tuşa çok yakındır. Çünkü “Karadeniz kemençesi”, tellerin üzerine
parmak uçlarıyla basılarak çalınır.
Seslendiren, ayakta ise çalgıyı sol eliyle havada tutarak, oturuyor ise
dizlerinin arasına dayayarak çalBilinen en eski yaylı enstruman olan
rebap (Arapça rababah) Avrupa’ya, 9. yüzyılda Bizans üzerinden
(lyra adıyla) ve MS 11. yüzyılda Müslüman Arapların kontrolü altında
olduğu dönemde İspanya üzerinden Rebec adıyla iki koldan yayılmış,
Orta Çağ ve Erken Rönesans dönemi boyunca yoğun olarak kullanılmıştır.[1]
Çok sayıda farklı teoriye karşın Karadeniz kemençesinin Rumlar
tarafından Kapadokya kemanesi olarak da adlandırılan Kabak
kemaneden form olarak ne zaman farklılaştığı kesin olarak bilinmemektedir. [2]
Coğrafi dağılım:
Karadeniz kemençesi temel müzik aleti olduğu Giresun,Ordu ile Trabzon‘un
yanısıra, Gümüşhane‘nin kuzey kesiminde ve Rize‘nin sahil kesiminde, kısmen
Samsun sahilinde, Cumhuriyet döneminde Karadenizlilerin topluca göç ettiği
Adapazarı, İzmit köylerinde ve büyük şehirlerde, 1923 mübadelesiyle
Yunanistan‘a giden Rumlar tarafından başta Selanik olmak üzere Kuzey
Yunanistan’da yer alan göçmen köylerinde kullanılmaktadır.
Akort:Karadeniz kemençesi genellikle beş yarım sesten oluşan aralıklarla
örneğin G [sol] –D [re] –A ([la]) veya E [mi] –A [la] –D [re)formunda
akort edilmekle birlikte, nadiren de olsa tulum ezgileri çalınmak istendiğinde
(özellikle Trabzon Maçka ve Kuzey Gümüşhane'de) da (A [la] – A [la] – D [re]
formu kullanılmaktadır. Mübadeleye kadar Rumlar tarafından Trabzon ve
Gümüşhane’de yoğun olarak kullanılan tulum 1970′lere kadar Trabzon’un
Holo [3] ve Maçka bölgelerinde de Müslümanlar tarafından kullanılmıştır.
Geçmişte yaygın olarak yapılan küçükbaş hayvancılığın terkedilmesi tulum
ve şimşir kavalın yerini kemençeye bırakması sonucu getirmiş olmalıdır. [4]
Yapım :
Kemençenin gövdesi dut, karadut, akçaağaç ardıç, ladin veya erik ağacından
tamamen elde oyularak tip ve özelliklerine göre 3-15 gün içerisinde yapılmaktadır.[5]
Özellikle Görele,Vona(Perşembe),Ordu,Fatsa,Ünye, Eynesil, Mesudiye, Akyazı,
Vakfıkebir, Akçaabat, Tonya, Maçka, Sürmene‘de süreklilik arzeden kemençe
yapımcılığı genellikle babadan oğula geçmekte ve yapımcılar hiçbir resmi eğitim
kurumunun formasyonundan geçmemektedirler. 19. yüzyıla dek bağırsak olan
teller yerini metal olanlara bırakmıştır. Teller inceden kalına doğru zil, sağır ve
bom olarak adlandırılmaktadır.
—————————————————
DİPNOT:
(1-Mustafa DumanKemençemin Telleri. Trabzon Araştırmaları Merkezi
Vakfı. İstanbul, 2004
2-Özhan Öztürk. Karadeniz Ansiklopedik Sözlük . 2. Cilt. Heyamola
Yayıncılık. Istanbul. 2005.
3-ISBN 9756121009
4-Anabrittanica Genel Kültür Ansiklopedisi (1993), İstanbul
5-Tanju Ozanoğlu. Trabzon’da Karadeniz kemençesi yapımı)
KAYNAK:Vikipedi, özgür ansiklopedi